Biz gezimize Kahramanlar meydanından başladıkBurada Osmanlı döneminden Sovyet Rusya zamanına kadar çeşitli şekilde ölen ve Macaristan da kahraman olarak ilan edilen kişiler anısına dikilmiş bir çok heykel var.Meydanın tam karşısında da oldukça büyük bir Güzel Sanatlar Müzesi var.Vaktimiz dar olduğu için biz gezemedik ama mutlaka görülmesi gerekir uzun zaman kalabilecekseniz.
İkinci durak Gül Baba Türbesi oldu.Türkiye'de de neresi gezilirse gezilsin her yerde bir türbe çıkar karşımıza burada da aynen öyle oldu :)Asıl adı Cafer'miş ama sarığına taktığı gülden dolayı bu ismi almış.
Daha sonra kentin ilk köprüsü olan Zincirli Köprü.Diğer adı Aslanlı Köprü.Köprünün mimarı İngiliz Wıllıam Clark : eğer köprü bittiğinde bir hata olursa, kendini öldüreceğini söyler.Köprüyü hatasız yapmaya gayret eder.Köprü biter ve tüm halk tarafından incelendiğinde, köprüde hiçbir mimari ve statik hata bulunmaz. Ancak, küçük bir kız bir gün annesiyle giderken annesine sorar aslanlar dilini mi yutmuş anne diye.Aslan heykellerini yapan bir heykeltıraş, aslanların dillerini yapmayı unutmuş. Köprüyü süsleyen aslanların dili yoktur.Bunun üzerine, aslan heykellerinin dillerinin bulunmadığı görülür ve bunun üzerine, köprüyü yapan mimarın sözlerini hatırlayan heykeltraş, Tuna nehrine atlayarak, intihar eder.Bazen trafiğe kapanıyor burası ve güzel bir yürüyüş yolu da var.Buradan çıkıp otelimize gidiyoruz otelimiz de Parlemento Binasının tam karşısında :)
Bu da Otelden sabah çıktığımızda çekildi hala sisliydi ortalık ve böyle çok daha güzel bir görüntü vardı :)
Otelimizde biraz dinlenip akşam için hazırlanıyoruz.Akşam Çiğan gecesine gidiyoruz :).Gittiğimiz yer önceden küçük bir aile mahzeniymiş ama şimdi büyütmüşler işi ve çok otantik bir yapısı vardı.Öyle ki isterseniz kocaman şarap fıçılarında yapılmış masalarda devam edebiliyorsunuz gecenize.
Gece boyunca Çiğan müziklerinin yanında bazı Türkçe şarkılarda çaldılar kendi enstrümanlarıyla.Ve dansçlıların gösterisi de eşlik etti .Başta Macaristan'a özgü olan Gulaş çorbasıyla başlıyoruz.Bana kalırsa çorba değil basbaya etli patatesli bir yemekti :).Ardından bol sarımsaklı kimyonlu kuskus benzeri birşey veriyor malesef adını öğrenemedim ama o da yöreye özgü.Ardından da tavuk,ördek ve kaz etleri sunuyorlar.Gece boyu da kendi el yapımı şaraplarını içiyoruz.Dansçı kızlardan biri gecenin sonuna doğru gelip herkesle fotoğraf çekiliyor ve dilerseniz gecenin sonunda bu fotoğrafı orta kalitede bir şarabın üstüne bastırıp alabiliyorsunuz.Yandaki Gulaş Çorbası.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder