25 Aralık 2010 Cumartesi

İnsanların,diğer insanların değer yargılarını yargılamaya çalışmaları ne tuhaf...

9 Aralık 2010 Perşembe

iyi bir gün mü

Bazen hayat ne kadar acımasız diye düşünürüz ya.Sevgilimizden ayrılmışızdır ya da cebimizde beş kuruş yoktur.Belki de sadece sınavdan 100 beklerken 90 almışızdır.İnternet kotasını aşacağız diye en sevdiğimiz dizinin 2.sezonunun finalini izleyemiyoruzdur.Arama motorunda fiyatını aradığımız şeyle ilgili fiyat hariç herşeyi bulmuşuzdur.Uzaktan kumandamız çalışmıyordur.Aradığımız kişiye şu an ulaşılamıyordur.Otobüse bindiğimizde kentkart,eskart,akbil hangisiyse artık o donuk sesli kadının sesiyle bakiyemiz yetersizdir.Annemiz giymeyi planladığımız pantolonu yıkamayı unutmuştur.Babamız yüzlerce kez tembihlediğimiz halde eve gelirken kontör almayı unutmuştur.Ya da başka birşey...Herkesin kendi sorunu o an kendine en önemlisi gibi gelir ya bazen...

Peki ya o anlarda şu gelir mi aklımıza?

Cebinde milyonları olmasına rağmen 10 lira daha için akşamlara kadar çalışmasını bekleyen patronun istediğini yapmadığı için kovulan,kovulduğu için eve paraya götüremeyen,karısına çocuklarına söyleyecek tek bir kelimesi olmadığı için hiç birşey demeden yatağa giren,ama karnının gurultusundan uyuyamayan adam.Ya onun karısı...Kocasını anlayan ama neden daha farklı değil hayat neden çocuklarım aç diyen ve zamanında kız kısmı okur mu diye okula gidemeyip zehir gibi zekaya sahip ama okuma yazma bilmeyen kadın.Peki ya o evdeki çocuklar..Doğduğundan beri tek bir gün karnım şişti yemekten demeyen bir çocuk.Doğum günü kutlamayan,okula gideceği gün yeni kalem,silgi almayan,Beslenme çantasında hiç bir zaman çikolata olmayacak çocuk...

Peki ya daha da kötüsü; tüm bunlar aklına gelip de hala hiç birşey yapamayacağı tesellisiyle kendini avutup kılını kıpırdatmayan diğer insanlar.Bunları bilip de hala yarın toplantıya giderken kravatım takım elbiseme uymayacak diye dert yanan adam...İşte başına en kötü şeyin geldiğini düşünmesi gereken adam oyken hala dudağında gülümsemeyle dolaşan adam var ya.Hani belki de bu yazıyı okuyup gülümsemeye devam eden adam.İŞte o adam başına en kötü şey gelen adamdır işte

1 Kasım 2010 Pazartesi

bu var ama bu da var...

insanlar şikayetçi oluyor bunu yaptığımda.birşey anlatıyorlar evet olabilir ama bu da var dediğimde neden bu kadar sinir oluyorlar ki?her şeyin bir anti-tezi yok mu yani.ben her konu da empati yaparak yapmıyorum bunu bazen sırf haklı çıkmak için direttiğim bu da var'lar  olmuyor değil ama bunun insanları bu kadar rahatsız etmesi anlamsız bence.karşılık veremiyorsan sinir olmanın bir nedeni yok ki.

bazen yaptığım şeylere bahane bulmak için de bu da var'larım oluyor ama o da benim savunma mekanizmam.her insanın yok mu kendini dış etkenlerden korumak için savunma mekanizması ben bu da var'lara sığınıyorum işte.

31 Ekim 2010 Pazar

   sabah kalkıtığımda sanki sol yanımdan kalkmış gibi bir halim vardı sinirli agresif..oysa yatağımın sol yanı duvarla bitişik,öyle bir olsağım da yoktu.kahvemi yapıp haber sayfalarında gezerken sol yanımdan kalkmışlık hali daha da arttı neyse dedim en azından dışarı çıkıp hem hava hemde kendime fosforlu bir kalem alayım.yağmur yağmış gece her yer su birikintisi belli değil mi sen o hızla geçersen yanımdan benim sırılsıklam olacağım ama yok arkadaş illa havanı atacaksın son ses  disko müziğiyle suları sıçratarak yanımdan geçeceksin.hem de ben evden çıkarken yeni yıkanmış olduğum halde!bi an durdum ve düşündüm gerçekten durdum ama yolun ortasında ve o adamı öldürmeyi geçirdim aklımdan.

    öldürmek ölmek ne kadar garip oysa.hep yaşamak garip denir ya ama garip olan ölmek aslında.zaten garip çok garip bi kelime de olsa her yere uyuyor yine de.bir insanın yer yüzünden silinmesi ve bu silme işlemini benim yapma olasılığım çok garip göründü gözüme.yaşamayı yaşamı yaşatmayı severken yine de birini öldürmeyi düşünmek garipti.sonra yürümeye devam etmem iyi olacaktı yürüyerek düşünmeye başladım insanları.insanlar da çok garipti bence.öyle anlar geliyor ki insanları sevmek onları hiç tanımadan sevmek ne kadar güzel.tarlada çalışan amcanın ekmeğini bölüşmesi evinde örgü ören teyzenin yanına gidince kalkıp sana salçalı ekmek hazırlamasını ne kadar seviyorsam aslında bana su sıçratan o adamı da o kadar seviyordum.hatta o adamın bana su sıçratmasının altındaki havalı olma mantelitesini o adama yerleştirmiş olan piyasacı adamları bile seviyor muydum yoksa sevmeye mi zorluyordum kendimi.bunun cevabını bulmaya çalışmak ise gerçektende garip.yani o piyasacı adamla köydeki amca yer değiştirse o adam amca gibi olabilecekti belki,belki de değil.ama şimdi düşünürken aslında su sıçratratan adamı da hiç öldürmek istememişim.

   galiba insanları seviyorum ama bu sistem içinde değil.